
Her yıl bilimsel araştırma ve girişimcilik alanında geliştirilen projeler, üniversitelerin akademik üretim gücünü ve toplumsal katkı kapasitesini ortaya koyarken ulusal destek programlarından elde edilen başarılar da bu çalışmaların görünürlüğünü artırıyor. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Bireysel Genç Girişim (BİGG) programına kabul edilen, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Çizgi Film ve Animasyon Bölümü öğretim elemanlarından Arş. Gör. Halim Yentür, geliştirdiği yenilikçi eğitim projesi ile TÜBİTAK tarafından Mükemmeliyet Mührüne layık görüldü. Halim Yentür ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; projenin ortaya çıkış sürecini, eğitim modelini ve hedeflerini konuştuk.
“Fikir aslında yıllardır önümde duran ihtiyaçlardan doğdu”
Projenin ortaya çıkış sürecini anlatan Arş. Gör. Halim Yentür, fikrin uzun süredir gözlemlediği ihtiyaçların birleşmesiyle oluştuğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Anne babalar çocuklarının çok oyun oynamasından, çok televizyon izlemesinden şikâyet ediyordu. Sürekli ‘Hocam bu ilgiyi nasıl yönlendirebiliriz?’ diye soruyorlardı. Kendi çocuğumda da aynı durumu görünce aslında çözümün önümde olduğunu fark ettim. Bir tarafta yönlendirilmesi gereken çocuklar, diğer tarafta mezun olup iş arayan öğrencilerimiz vardı. Ben sadece bu iki ihtiyacı bir araya getirdim.”
“Mükemmeliyet Mührü almak önemli bir eşikti”
Projenin TÜBİTAK sürecine de değinen Yentür, yoğun bir değerlendirme sürecinden geçtiklerini belirterek şunları söyledi: “Yaklaşık 2.500 proje başvurdu ve bunların büyük bölümü oldukça nitelikliydi. Çok ciddi bir hakem değerlendirmesinden geçtik ve seçilen 101 projeden biri olduk. Üniversitemizin girişimcilik altyapısı bu süreçte bana çok katkı sağladı. Özellikle AR-GE ve İnovasyon Koordinasyon Merkezi (ARİNKOM)’nin mentorluk ve danışmanlık destekleri, süreci başarıyla yürütmemde etkili oldu.” Yentür, Eskişehir’deki üniversiteler arasında bu başarıyı elde eden tek proje olmasının kendisi için ayrıca anlamlı olduğunu da dile getirdi.
“Erken yaşta eğitim, daha nitelikli öğrenciler demek”
Projenin eğitim modelinin erken yaş grubuna yönelik olduğuna dikkat çeken Yentür, Türkiye’de bu alanda sistematik bir altyapı eksikliği bulunduğunu belirtti: “Bugün üniversiteye gelen öğrenciler genellikle animasyonun teknik boyutuna hazırlıklı değil, daha çok güzel sanatlar sınavına yönelik bir hazırlık sürecinden geliyor. Bu nedenle teknik konuları anlatırken zorlandığımız olabiliyor. Bu projeyle 8 yaşından itibaren eğitim alan çocukların ileride çok daha donanımlı ve uzmanlaşmaya hazır öğrenciler olarak üniversitelere geleceğini düşünüyorum.”
“Öğrencilerimiz ve mezunlarımız sistemin temel parçası”
Projenin yalnızca çocuklara değil üniversite öğrencilerine de katkı sağladığını belirten Yentür, modelin esnek çalışma imkânı sunduğunu ifade etti: “Özellikle son sınıf ve lisansüstü öğrencilerimizin sisteme dahil olmasını hedefliyoruz. İstedikleri saatte, istedikleri kadar çalışabilecekleri esnek bir modelle hem deneyim kazanıyor hem de gelir elde edebiliyorlar. Bir yıllık pilot uygulamada hem öğrencilerimiz hem velilerimiz oldukça memnun kaldı.”
“Bu bir kurs değil, uzun vadeli bir gelişim sistemi”
Projenin klasik kurs yapısından farklı olduğunu vurgulayan Yentür, eğitim yaklaşımını şu sözlerle anlattı: “Bu bir resim ya da programlama kursu değil. 8 yaşından 18 yaşına kadar ilerleyen, derinleşen ve uzmanlaşmaya yönlendiren bir müfredat sunuyoruz. Amacımız sadece teknik bilgi vermek değil hem sanatsal hem bilimsel bakış açısına sahip çok yönlü bireyler yetiştirmek.”
“Eğitim, Ar-Ge ve üretimi birlikte yürütüyoruz”
Projenin geleceğine ilişkin planlarını da paylaşan Yentür, sistemin yalnızca eğitim platformu olmadığını belirterek şunları söyledi: “Bir yandan öğrenci yetiştiriyoruz, diğer yandan animasyon ve oyun teknolojilerine yönelik derin Ar-Ge çalışmaları yürütüyoruz. Ayrıca prodüksiyon tarafında oyun ve çizgi film projeleri geliştireceğimiz endüstriyel bir yapı kuruyoruz. Bu üç alan birbirini besleyen bütüncül bir sistem oluşturuyor.”
“Çocuklar tüketici değil üretici olmalı”
Yentür, sözlerini ailelere mesaj vererek tamamladı: “Çocukların teknolojiyle iç içe olması kötü bir şey değil. Önemli olan bu süreci tüketicilikten üreticiliğe kaydırmak. Çocukların ekran başında sadece izleyen değil, tasarlayan ve üreten bireyler olması gerekiyor.”
Anadolu Üniversitesi bünyesinde geliştirilen bu proje, akademik bilgi birikiminin girişimcilik ve toplumsal faydayla buluştuğu örneklerden biri olarak öne çıkarken erken yaşta yaratıcı teknoloji eğitimi alanında dikkat çeken bir model olma özelliği taşıyor.
![]()

